İnsan Anlaşılmak İster
İnsanın bu dünyada bizzat varlığına dair değeri birçok düşünür tarafından farklı zeminlerde tartışılmıştır. Hümanist bakış açısı ise insanın varlığının önemine ve değerinin koşulsuz oluşuna odaklanmaktadır. İnsan yaşamı biriciktir ve değerlidir. Hümanist psikolojinin insan yaşamının değerine bakış açısı bu sözde gizlidir. Zira insan biricik olduğundan yaşadığı deneyimler de özneldir ve her bir deneyim kişi için özel bir anlam potansiyeli taşır.
İnsanın biricik oluşu her insanın ayrı bir dünyası olduğunun, yaşamın çok farklı kombinasyonlarının olduğunun bir kabulüdür. Klinik alanda emek gösteren uzmanların da öngöreceği üzere bu bakış açısı bir anlamda muhatabımızı empatik şekilde dinlemeye de temel oluşturur. Empati ilk başta bir dinleme aktivitesi veya karşı tarafı anlama ile meydana çıkıyor gibi görünse de aslında temelindeki bu ilke ile harekete geçer. Karşı tarafın biricik ve özgün yaşamını kabul etmek, muhatabımıza dair olan yaşam deneyimlerinin de düşünemeyeceğimiz kadar çok olabileceğini ve yaşanan her deneyimin kişiye özgü olduğunu kabul etmektir. Aynı zamanda muhatabımız fark etmese bile bu deneyimlerin onun için bir anlam potansiyeli taşıdığını bilmek de bu kabulün bir parçasıdır. Hâlihazırda ortaya çıkmamış bir potansiyelin varlığına inanarak insanlara bakmak ise onun varlığını görünen ve görünmeyen yanlarıyla bir bütün olarak kabul etmek demektir.

Mevzuya bu açıdan baktığımızda yani insanın biricikliği ve öznelliğini kabul ettiğimizde ona teknik bir sorun olarak bakmak da artık sakıncalı görünmektedir. Evvela teknik belirli değişiklikler yapıldığında belirli tepkilerin ortaya çıktığı, farklı koşullarda da aynı sonuçların görüldüğü durumlarda veya düzeneklerde (mesela aletlerde) işe yarayabilir. Örneğin bir kumanda ile evdeki televizyonunuzu kontrol etmek mümkündür, farklı düğmelere basarak farklı sonuçlar elde edersiniz. Aynı düğmeye bastığınızdaysa- kumandanız bozuk değilse- hep aynı sonuç ortaya çıkar. Kumandanızın pili bittiği zaman pilini değiştirirsiniz, televizyonun sesi yüksek geliyorsa sesini kumandayla kısabilirsiniz ya da televizyonun bozuk bir parçası varsa onu tamir edebilirsiniz. Sadece teknik olarak insanı anlamaya çalışmak ona bozulma potansiyeli olan fonksiyonel bir teknolojik aletmiş gibi bakmaya neden olur. Onun varlığını parçalara bölmek, hatalı unsuru bulmaya çalışmak bir anlamda kendisinin bütünsel varlığını ve bu sayede oluşan özgünlüğünü yok saymak demektir. Bu zaviyeden insanı anlamaya çalışan kişi onun ancak bozulan veya diğer parçalarına göre iyi çalışan bir parçasını anlayabilir belki. İnsan zihnini bedeninden ayrı tutma tartışması daha bütüncül bir model etrafında ele alınıyorken zihnin çıktısı olan duygu ve davranışlarına parçalar halinde bakmak ve sonuç olarak onun bütünü olan insan varlığını kesitlere indirgemek engin bir okyanusun sığ kenarlarında dolaşmaya benziyor.
Burada insana teknik açıdan bakmanın, terapide doğru yer ve zamanda belirli teknikleri kullanmak olmadığını belirtmek isterim. Yalnızca; tekniği öncelemenin başat unsur olarak insanı anlamaya çalışmak için yetersiz olduğunu, karşı tarafı keşfetmeye yönelik daha derin bir kavrayış olmadıkça kısır kalacağını, ruhsal anlamda gelişme ve iyileşmenin de suni olacağını, böylece kişilerin kendileri için yüzeysel sorunlara yönelebileceğini söylüyorum.
Ezcümle, tekniğin detaylarında kaybolmak yerine insanı anlamaya dair daha kapsayıcı bir yaklaşım etrafımızla kurduğumuz ilişkinin büyümesine ve derinleşmesine hatta herhangi bir şeyi mutlak anlamda anlamanın bazen imkânsız olabileceğini kavramamızı sağlayabilir. Ulus Baker bir konuşmasında dersine katılan dinleyicilerine şöyle söylüyor: “Her şeyi anlamak zorunda değiliz. Anlamak yalnızca dünyayla ilişkimizin bir düzeyinden ibaret…”. Evet, her şeyi anlamak zorunda değiliz. Ayrıca herkes tarafından anlaşılmak zorunda da değiliz ama hiç değilse birileri tarafından anlaşılmak ve bir şeyleri anlamak istiyoruz. İnsana aradığı anlam ve anlaşılma ihtiyacı cihetinden bakabilmek onun biricikliğini koşulsuz kabul etmekten geçer. Aynı zamanda insanı koşulsuz kabul etmek; ilişkilerde güvene dair bir potansiyele, muhatabımıza empatik yaklaşabilme cesaretine ve onu merakla dinlemeye vesile olabilir.

