İnsan, Matematik Denklemi Olabilir mi?
“Yaşamın en urfayağlı yanı da budur:
Birtakım duyguları, birtakım düşünceleri dile getirmek.
Çünkü duygu ve düşünce, başkalarına iletildiği vakit duygu ve düşünce olur.”
Salâh Birsel, Halley Kimi Kurtarır. (Kalabalıkta Bir Ozan denemesinden)1
“İnsanlar nasıl
güç sahibi olur birbiri üzerinde? bir cebir sorusudur
derdin eskiden. “Arzu çarpı iki eşittir aşk ve aşk çarpı iki eşittir delilik.”
Delilik çarpı iki eşittir evlilik
diye eklemiştim
asidin acısı geçtiğinde, hiç niyetim olmadığı halde
bir altın kural üretmeye.”
Anne Carson, Kocanın Güzelliği – 29 tangoda kurgusal bir deneme.2
İnsan yaşamı matematiksel bir denklem üzerine kurulabilir mi? Zamanında, kaygı üzerine denklem üretmişim bir yazımda ve sonuna da “bireye göre kaygının şiddeti ve içeriği değişebilir” notunu eklemişim:
Kaygı = {[öfke + rahatsızlık) * (dehşet + korku) * (sıkıntı + ümitsizlik) * (üzüntü + keder)] / beklenti} – rahatlama.

İnsan, yaşamını işte böyle denklemler zinciri üzerine kuruyor gibi. Örneğin, insan, süregiden mutsuzluğuna sevgiyi kattığında kırgınlığının geçeceğini veya yalnız olduğunu hissettiğinde sosyalleşmek isteğinin yalnızlığından kurtarabileceğini düşünüyor. Fakat matematik bilimi bir kesinlikten oluşur değil mi? İnsanın kendisiyse birçok belirsizliği beraberinde taşır. İnsanın bir olay, bir yaşantı, bir problem karşısında takındığı tavır her zaman farklı olmaktadır. O halde her insanın ruh hâli de benzersizdir. Heykeltıraş Alberto Giacometti’nin Yürüyen Adam I (L’homme qui marche I)3 heykelini çok severim ve heykelin bana anlattığı da bir önceki cümle ile eşdeğerdir: insanı sonsuz, kırılgan, belirsizliklerle dolu bir denklem üzerinde anlatmak…
Matematik bilimi için 1 + 1 = 2 (bir artı bir eşittir iki)’dir. İnsan ilişkileri için 1 + 1 = ∞ (bir artı bir eşittir sonsuz)’dur. Aklıma, Andrei Tarkovsky’nin Nostalghia (Nostalji)4 filminde Domenico karakterinin “Bir damla bir damla daha iki damla etmez daha büyük bir damla eder.” yorumunu getiriyor bir önceki cümle. İnsan ilişkileri de böyledir işte, bir kesinliği yoktur: sonsuz denklem, büyür sonsuz sonucu doğurur.
Matematik biliminde bir parantezin işlevi sayı düzenini korumaktır, ilişkilerdeyse parantezler çoğu zaman, çoğu durumda anlamını yitirmektedir. Mesela, kimi zaman, ne hissettiğimiz parantezini, kurduğumuz cümlenin önüne almamak bütün bir işlemi çığırından çıkararak çözümsüz hale getirebilir. Karşındaki insana “iyiyim…” derken aslında iyi olmadığını; suskun öfkeni, gönül kırgınlığını ifade etmiş olabilirsin. Denklemin içerisinde gizli bir değişkendir işte bu. Denklemin başına koymadığın parantez içindeki küçük duygu ibaresi tüm hesap kitabı yanlış çözdürebilir sonunda.
Örneğin matematik biliminde bir denklemde bilinmeyen varsa ve bunu bulmak istiyorsan bilinmeyene x dersin ve ulaşırsın sonuca. İlişkilerdeyse bilinmeyenler matematik bilimindeki gibi bir x’e sığmaz: yanlış zamanda kurduğun cümleler, söylemediklerin, çocukluğundan beridir taşıdığın açık yaralar, travmalar… Bir insana yaklaşmak demek, onunla bir ilişkiyi başlatıp sürdürmek demek, köşelerinden biri görünmeyen çoğul denkleme adım atmak demektir. Çözüm peki nedir sayın psikolojik danışman? Çözüm bir sabır katsayısına bağlıdır: dinlemek, anlamak; dinlenilmek, anlaşılmaktır çoğu zaman.
İnsanlar, ah, dünyanın tüm insanları, işte böyledir, yani denklemlerin kendisidir -bir milyar kişiye bir milyar ekmek olsun önce tabii-, bir milyar kişiye sonsuz milyar denklemdir, birbirine denk olmayan. Kimi fazla verir, kimi eksik alır, kimi fazla doyar, kimi az doyar, kimi fazla yol alır, kimi az yol alır, kimi çok denklemlidir, kimi basit denklemlidir, kimi doğmamıştır daha, kimi doğmasına rağmen doğduğunun farkında bile değildir. Kimi insan içindeki parçaları bölüp ayrıştırmak ister, kimi insan sürekli çarpar içindekini büyütmek için. Bazılarıysa her yakınlıkta kendisini sıfırlar ya da daha korkuncu –bence- sıfırladığının da farkında değildir mesela; çünkü geçmiş kırılmaların kendisinde yarattığı bir içsel refleks vardır o insanda, -olabilir bu da?-. Bu yüzden ilişkide denk olmak demek iki sayının eşitliğinden çok daha fazlasıdır gibi gelir bana; iki insanın aynı cesareti yüklenmesi, aynı motivasyonu üstüne giymesi, aynı ağırlığı eşitleyebilmesi demektir.
Örneğin matematik biliminde hatalı bir işlemin geri dönüşü vardır, başa dönülür ya da hata bulunur ve düzeltilmiş olur. Ya ilişkilerdeki hatalı işlemler? Bazen sonunda kalıcı bir sonuç alman ihtimaldir, bazen de yanlış kurulmuş hatalı bir cümlenin geri dönüşü olmayabilir: ömrün altında çizilmiş kırmızı bir çizgidir o. Bu hata nereden başlamıştır? İnsan hafızasına dön bak, silinince sayfaya iz bırakacak bir kurşun kalem değildir o, daha çok bir mürekkeptir, damladığı yerde yayılmayı sürdürür, “Bir damla bir damla daha iki damla etmez daha büyük bir damla eder.” değil mi?
Yine de dostlar, her ilişki özünde, kendi çözümünü büyütür içinde. Sadece bazı denklemler daha kolaydır, bazıları da daha zor… Bazı denklemler sadeleşmeye olanak tanır; insanlar birbirlerine yaklaştıkça içindeki fazlalıkları ödem atar gibi atar. Bazı denklemler ise karmaşıklaştıkça güzelleşmektedir; değişkenler çeşitlendikçe, x y z’ler arttıkça renklenir yaşam. Ruhun aritmetiği bazen 1 + 1 = 2 kadar basittir, iki yalnızlığın birbirini bulmasıyla huzur bulunacaktır. Bazen bir bölmedir bu aritmetik; yüklerin paylaşılmasıyla sağlamlaşmış bir ilişki, hafiflemiş bir omuzdur. Ve bazen bu aritmetik çarpma işleminin kendisidir; iki insanın birbirine temasıyla büyüyen bir cesarettir.
Andrei Tarkovsky, Mirror (Ayna)5 filminde yaşamın çözümsüz olduğunu anlatır ama bu yaşam sürekli anlam üreten bir akış hali içerisindedir. İnsan ilişkilerini de çözülebilecek bir denkleme sığdırmak belki de yanılgıdan ibarettir. Çoğu ilişki, çözüme kavuştuğunda anlam kazanmaz, anlaşıldığında anlam kazanır. Matematik biliminin o kasvetli, sert kesinliğiyle değil, insanın içten, samimi, sıcak yaklaşımıyla bir anlam bulur. Çünkü asıl mesele, bir ilişki denkleminde sonuca varmak değildir, sonuca giden bu yolda birlikte yapılan tüm işlemlerdir. Ve insan her nasılsa sonunda şunu öğrenir: Bazı denklemlerin mutlak bir çözümü yoktur, olmayacaktır da. Fakat ilişkiyi dönüştürecek, değiştirecek, geliştirecek bir yolu mutlaka olacaktır. Belki de dostluğun, aşkın, kırgınlığın asıl gücü burada şekillenecektir: çözümsüz fakat anlamlı bir denklemi sürekli üretebilmekle…
Referanslar
1Salâh Birsel, Halley Kimi Kurtarır, s. 52, Yazko, 2. bs., 1983. (Kalabalıkta Bir Ozan denemesinden)
2Anne Carson, Kocanın Güzelliği – 29 tangoda kurgusal bir deneme, s. 42, çev. Aslı Biçen, Metis, 3. bs., Şubat 2025.
3L’homme qui marche I (Yürüyen Adam I); Alberto Giacometti, 1961.
4 Nostalghia (Nostalji); Andrei Tarkovsky, 1983.
5 Mirror (Ayna); Andrei Tarkovsky, 1975.

