Mevsim yine sonbahar
Bir açık, bir kapalı
Bir sıcak, bir soğuk
Sararmış ağaçlar
Dökülen yapraklar
Mevsim yine sonbahar
Birkaç zamandır uyanıp; yağan yağmuru, bulutlu gökyüzünü görüp arkadaşlarıma “Bugün harika bir gün, dışarı çıkmalıyız” dediğimde “Kime göre, neye göre” diye cevaplar aldım. Aynı zamanda sosyal medyada sonbahar ile ilgili birçok hüzünlü paylaşım denk gelince, nedendir bu kasvet diye düşünmeye başladım. Sonra hafta sonu dağ yolunda eşimin çektiği şu güzel fotoğrafı görünce, sonbahara atfedilen hüzne bir yazı ile değinmeye karar verdim.

Hepimiz zaman zaman canımızı sıkan bazı olaylar yaşıyoruz. Bu olaylar da karalar bağlar (bulutlu gökyüzü gibi), gözyaşlarına boğulur (yağan yağmur gibi), bazen sıkıntıdan fiziksel belirtiler (dökülen yaprak gibi) de yaşarız. Ardından tüm açıklığıyla yaşadıklarımızı düşünmeye başlarız. Davranışlarımız, düşüncelerimiz, duygularımız… Hepsi birden içimizde soğumaya başladığında; ardından kar beyaz aydınlık bir zihin, yüzümüzde oluşan gülümseme ve ruhumuzu kaplayan huzur gelir. Kar, beyaz ve huzur. Tıpkı sonbaharın ardı gibi.
Ama ben isterim ki ardını beklemeyelim. Artık kaldıralım adı bile son olarak konulan sonbaharın hüznünü. Görelim bulutlu gökyüzünde sıcak ülkelere göç eden kuşların neşesini (karalar bağlayan bizlerin içindeki o neşeli çocuğu), yağan yağmurun ardından gelen mis gibi toprak kokusunu (gözyaşlarının ardından rahatlayan ruhumuzu), dökülen yaprakların bir gün yeniden tazeleneceğini (fiziksel belirtilerimiz ile yenilenen vücudumuzu).
Unutmayalım ki bütün sırrın bizim bakış açımızda gizli olduğunu. Biz yaşadıklarımız olumsuz olaylarda gerekirse cımbızla seçeceğimiz mutluluklar, ibretler, dersler bulmayı başarabilirsek; sonbaharda kurtulacaktır kendine yüklenen hüznünden.
Bugünden sonra sonbaharın kalan son günlerine böyle bakabilmek ümidiyle…

