“Geçmiş hiçbir zaman yok olmaz. Geçmiş bile değildir o.” -William Faulkner, Bir Rahibeye Ağıt.1
William Faulkner’ın Bir Rahibeye Ağıt (A Requiem for a Nun) romanı, sanki bir kasabanın meydanında, eski bir dostun hikâyesini anlatır gibi, geçmişin hayaletleriyle dolu, ağır ama bir o kadar da insanı içine çeken bir eserdir. William Faulkner, Bir Rahibeye Ağıt eserinde, Mississippi’nin tozlu yollarında, insanların ruhlarında ve tarihlerinde gezinir. Metni okurken, her sayfa, tanıdık ve ürkütücü bir anıyı fısıldar okuyucuya. William Faulkner’ın kitabında geçen o söz “Geçmiş hiçbir zaman yok olmaz. Geçmiş bile değildir o.” adeta bir gölge gibi her satırında dolaşır. Roman, geçmişin sadece bir anı değil, yaşayan, nefes alan bir varlık olduğunu hissettirir okuyucuya.

Romanın Özü ve Geçmişin Gölgesi
Bir Rahibeye Ağıt, William Faulkner’ın ünlü eserlerinden olan Tapınak’taki (Sanctuary, 1931) Temple Drake’in öyküsünün devamıdır. Roman, Temple Drake’in, yani Tapınak’tan tanıdığımız o çalkantılı genç kadının, sekiz yıl sonraki hayatını anlatır. Temple, artık evli, bir çocuk annesi, ama geçmişindeki karanlık sırlar —özellikle bir cinayet ve onun etrafındaki ahlâki çalkantılar— peşini bırakmaz. William Faulkner, burada sadece bir hikâye anlatmaz; adeta bir kazı çalışması da yapar. Toprağı eşeledikçe, karakterlerin ve okuyucunun karşısına geçmişin kemikleri çıkar. Roman, bireyselliğin, sorumluluk duygusunun ve ahlâki bilinçle yüzleşmenin modern çağ insanı için ne kadar önemli bir mesele olduğunu vurgular. Temple’ın hikâyesi, kendi suçlarıyla ve seçimleriyle yüzleşmeye çalışan bir kadının portresidir. Ama bu portreyi, yazar William Faulkner, öyle düz bir aynadan değil, kırık dökük, her parçası başka bir açıdan yansıyan bir aynadan anlatır okuyucuya.
William Faulkner, geçmişi bir yük gibi değil, bir ayna gibi kullanır. Roman karakterleri, özellikle Temple ve avukatı Gavin Stevens, kendi geçmişleriyle konuşur, tartışır, hatta kavgaya tutuşur (yazar o güzel üslubuyla, yani bilinç akışı tekniğini muhteşem kullanır). Bu, romanı sadece bir hikâyeden ibaret olmaktan çıkarıp, adeta bir felsefi sorgulamaya dönüştürür. Geçmiş, sadece olan biten bir şey değildir; o, bugünü şekillendiren, hatta bugünü boğan bir güçtür. William Faulkner’ın bu yaklaşımı, okuyucuyu, ben olsam ne yapardım? diye düşündürür. Mesela, Temple’ın ahlâki ikilemleri, sıradan bir okuyucuyu, Doğru olanı yapmak mı, yoksa susup devam etmek mi? sorusuyla baş başa bırakması gibi.
William Faulkner’ın üslubu, sanki bir nehrin akıntısına kapılmış gibidir. Bazen sakin, bazen coşkulu, ama her zaman derin. Onun anlatımı, mesela Ernest Hemingway’in keskin, kısa ve net cümlelerinden çok farklıdır. Ernest Hemingway, bir olayı anlatırken adeta bir boksör gibi vurup geçer. William Faulkner ise bir satranç oyuncusu gibi, her hamleyi uzun uzun düşünür, her kelimeyi tartarak yerleştirir. Ernest Hemingway’in Yaşlı Adam ve Deniz’inde2 her şey sade ve çıplaktır; William Faulkner’da ise Bir Rahibeye Ağıt eserinde olduğu gibi her şey katman katmandır, bir soğan gibi soydukça yeni bir katman çıkar okuyucunun karşısına. Bu, kimi okuyucu için yorucu olabilir, ama sabreden için hazine değerindedir.
Bir de, örneğin, Virginia Woolf’un Mrs. Dalloway’iyle3 kıyaslayalım. Virginia Woolf da geçmişi ve bilinci didik didik eder, ama onun anlatımı daha çok bir rüya gibi akar, o, zihnin içindeki dalgalanmalara odaklanır. William Faulkner ise toprağa daha yakın, daha kasvetlidir. Virginia Woolf’un karakterleri düşüncelerde kaybolurken, William Faulkner’ın karakterleri Mississippi’nin çamurunda debelenir. Bu, William Faulkner’ın gücünü gösterir: O, soyut fikirleri somut, neredeyse elle tutulur bir gerçekliğe dönüştürür.
William Faulkner’ın en büyük gücü, karakterlerini ve hikâyelerini bir kasaba efsanesi gibi anlatırken, aynı zamanda evrensel bir insanlık durumu da sunabilmesidir. Bir Rahibeye Ağıt, sadece Temple’ın hikâyesi değil, hepimizin, geçmişimizle nasıl yaşadığımızın hikâyesidir. Romanın tiyatrovari yapısı —uzun diyaloglar ve sahne talimatları gibi yazılmış bölümler— ise yenilikçidir fakat bir o kadar da riskli. Bu yapı, hikâyeyi daha dramatik kılar, ama bazen akışı keser, okuyucuyu yorar. Sanki William Faulkner, Ben bu hikâyeyi böyle anlatacağım, ister sevin ister sevmeyin, der gibidir. Bu inatçı tavır, onun hem en büyük gücüdür hem de zayıflığıdır.
Bir başka eleştiri de romanın kimi yerlerde fazla yoğun olmasıdır. William Faulkner, her cümleye bir ton anlam yüklemeye çalışıyor; bu da bazen okuyucuyu Biraz sadeleş be adam! dedirtecek noktaya getirir. Özellikle, akademik bir dilden uzak durmaya çalışsa da, onun sıradan insan anlayışı bile biraz ağır kaçabilir. Yine de, bu yoğunluk, romanı tekrar tekrar okunası kılar; her okumada yeni bir şey fark ettirir.
Bir Rahibeye Ağıt, William Faulkner’ın kaleminden çıkan bir ahlâk, suç ve kefaret hikâyesidir. Geçmişin, bugünü nasıl şekillendirdiğini, hatta bazen boğduğunu anlatan bir hikâye. Roman, bireyselliğin ve sorumluluk duygusunun modern insan için ne kadar önemli olduğunu, Temple’ın çırpınışları üzerinden öyle bir anlatır ki, kitabı kapattığınızda kendinizi sorgulamadan edemezsiniz. Eğer sabırlıysanız, bu roman size çok şey fısıldayacaktır. Ama aceleciyseniz, William Faulkner’ın bu ağırbaşlı anlatımı sizi biraz zorlayabilir. Yine de, bir deneyin; çünkü geçmiş, William Faulkner’ın dediği gibi, asla ölmez.
Referanslar
1 William Faulkner, Bir Rahibeye Ağıt, s. 91, çev. Ünal Aytür, Yapı Kredi Yayınları, 1. bs., Eylül 2025.
2 bkz. Ernest Hemingway, Yaşlı Adam ve Deniz, çev. Yasemin Yener, Bilgi Yayınevi, 245. bs., 2025.
3 bkz. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, çev. İlknur Özdemir, Sia Yayınları, Ocak 2020.
Kitap Künyesi:
Kitap İsmi: Bir Rahibeye Ağıt (A Requiem for a Nun)
Yazar: William Faulkner
İlk Yayınlanma Tarihi: 1951
Okuması Tamamlanan Basım: Yapı Kredi Yayınları, çev. Ünal Aytür, 1. bs., Eylül 2025.
Güncel Basım: Yapı Kredi Yayınları.

